Ben Ve Ailem Psikolojik Danışma Ve Rehberlik Merkezi |BenVeAilem.Com

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • black color

Güzel Sözler

Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.
Plato
Anasayfa » Yetişkinlerde Danışma

Yetişkinlerle Danışma

Depresyon

DEPRESYON

Depresyon bitkin ruh halidir. Belirtileri, mutsuzluk, karamsarlık, yoğun suçluluk duyguları, aşırı evham, gerginlik, dikkat toplayamama, içe dönüklük, cinsel ilgi kaybı, unutkanlık, olayların olumsuz yönlerini abartma ve intihar düşünceleridir.
Belirtiler, hafif, orta ve şiddetli olabilir. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişir. Tedavide anti depresanlar ile beraber, bilişsel davranışçı tedavi tekniklerini de içeren destekleyici terapi ve hipnoz uygulanır.
Depresyon konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir:
• Günlük faaliyetlerinizi artırınız. Baslarda zor gelecektir ancak yılmayınız, küçük denemeler yapınız ve her gecen gün faaliyet sayınızı artırınız.
• Faaliyetlerinizle ilgili kayıt tutunuz.
• Nasıl düşünürsek öyle duygulanırız. Dolayısıyla kendinizle ve çevrenizle ilgili olumsuz düşüncelerinizden sıyrılmanız gerekmektedir.
• "beceriksizim", "çok mutsuzum", "hayat çok anlamsız" "hiç bir şeyden zevk almıyorum" gibi zedeleyici düşüncelerinizi en kısa zamanda buruşturup atiniz.
• "olmalıyım" yapmalıyım" tarzı düşünmektense "olabilir" " olmayabilir" tarzı düşünce biçimini deneyebilirsiniz
• Tespit edebildiğiniz her olumsuz düşüncenizi kaydedeniz. Ve bu olumsuz düşüncelerinizin karsısına alternatif olumlu düşünceler geliştiriniz.
• Olumsuz Düşünce: Hiç bir isi başaramıyorum...
• Olumlu Alternatif Düşünce: Bu işi başaramamış olmam, her zaman başarısız olduğum anlamına gelmez, başardığım isler de var
• Başarısızlıklarınızı abartmaktansa, başarılarınızla övününüz. Hiç bir basarîm yok demeyiniz, muhakkak vardır. Ancak depresif düşünce tarzı başarısızlıklar üzerine geliştiğinden başarılarınızı bile küçümseyebilirsiniz. Bu tutumunuzdan bir an önce vazgeçmelisiniz.
Unutmayınız, depresyonunuzun önemli nedenlerinden biride düşünce biçiminizdir. Şimdiye dek olagelen düşünce tarzınızı değiştirmeye çalısınız gerekirse profesyonel yardım alınız. DEPRESYON: ÇAĞIN HASTALIĞI
________________________________________

Depresyon en sık rastlanan ruhsal bozukluk
Herkesin depresyonu aynı özellikleri göstermiyor. Kiminde karamsarlık ve umutsuzluk, kimindeyse genel bir ilgisizlik ve yaşamdan zevk alamama ön plana geçiyor. Bazıları uykusuzluk ve iştahsızlıktan yakınırken, bazen tam tersine aşırı bir uyku ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı görülüyor.
Ancak, şu ya da bu biçimde, depresyon toplumda en sık rastlanan ruhsal bozukluk. Her on erkekten birisi ve her beş kadından birisi yaşamı boyunca bir kez depresyon geçiriyor. Bu yüksek oranlar nedeniyle, depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak biliniyor.
Depresyon her yaşta görülebiliyor. Kadınlarda en sık otuz beş-kırk beş yaşları arasında, erkeklerde ise kırk beş-altmış beş yaşları arasında ortaya çıkıyor. Depresyon riskinin en düşük olduğu grup evli erkekler. İkinci sırada evli kadınlar geliyor. Bir başka deyişle, evlilik depresyona karşı koruyucu bir rol oynuyor. En riskli grup ise ayrılmış ya da boşanmış kadınlar.
İstatistiklerdeki en çarpıcı sonuçsa, kuşkusuz, depresyon oranlarının yıllar içinde gösterdiği büyük artış. Son yirmi beş yılda toplumda depresyon görülme sıklığının on ile yirmi kat arasında arttığı bildiriliyor. Depresyon özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle, bazı araştırmacılar, dünyanın melankoli çağına girmekte olduğunu ileri sürüyorlar.

Depresyon ve intihar
Depresyonun en dramatik sonuçlarından birisi intihar. Depresyon geçiren kişilerin yüzde on beşi yaşamlarını intiharla noktalıyorlar. Bu oran genel toplum ortalamasının yaklaşık otuz katı. Dolayısıyla, depresyonda intihar girişimlerine yönelik önlemler yaşamsal bir önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde bu amaçla kurulmuş intihar önleme merkezleri var. Söz konusu merkezler ülkemizde de bazı büyük kentlerde kurulma aşamasında. Alınan diğer önlemler arasında, basındaki intiharı kışkırtıcı yayınların denetlenmesi, büyük köprüler gibi intihar için sık tercih edilen yerlerde önlem alınması, ateşli silah bulundurulması konusunda bazı kısıtlamaların uygulanması sayılabilir.
Depresyonun nedenleri
Kişiyi depresyona sürükleyen nedir? Neden, yaşam insanın gözüne çekilmez bir yük gibi görünmeye başlar? Çoğu zaman, kişinin başından bazı olumsuz olaylar geçmiştir. Bir yakınının ölümü, ağır bir hastalık, evlilikle ilgili sorunlar, ayrılık, işsizlik gibi birçok neden saptanabilir. Ancak bunların varlığı soruyu tam olarak yanıtlamıyor. Çünkü, birçok kişi bu tür sorunlarla karşılaşırken, yalnızca bazıları depresyon geçiriyor? Dolayısıyla, bazı kişilerde depresyona bir yatkınlık söz konusu.
Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Yapılan araştırmalar, depresyon geçiren kişilerin akrabalarında da depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor.
Öte yandan, depresyona yatkın kişilerde bazı kişilik özellikleri dikkat çekiyor. Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye çalışıyorlar. Bunlar genellikle aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu yüksek kişiler. Sürekli mükemmeli arıyor, ulaştıkları başarıları yetersiz görüyorlar. Onurlarına fazla düşkünler. Öfkelerini genellikle belli etmiyor, sıkıntılarını içlerine atıyorlar.
Ayrıca, depresyon ilaçlara ya da bedensel hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Tansiyon ilaçları, tüberküloz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve steroidler söz konusu ilaçlar arasında sayılabilir. Beyin kanamaları ve beyindeki damar tıkanıklıklarından sonra da sıklıkla depresyon ortaya çıkıyor. Depresyona yol açabilen diğer hastalıklar kanser, şeker hastalığı, kalp hastalıkları, ağır kansızlık ve tiroid bezi hastalıkları. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda da depresyon sık görülüyor.
Cinsiyete özgü farklar
Yapılan araştırmalar kadınların depresyon konusunda erkeklere göre daha açık sözlü olduklarını gösteriyor. Kadınlar genellikle duygularını kolay açığa vuruyor, yaşadıkları sıkıntıyı dile getirip yardım talebinde bulunuyorlar. Erkeklerse, 'erkek adam ağlamaz' deyişini haklı çıkaracak şekilde davranıyor, depresif duygularını ve umutsuzluklarını gizlemeye, güçlü erkek imajından taviz vermemeye çalışıyorlar.
Beyinde neler oluyor
Depresyon, hangi nedene bağlı olursa olsun bir beyin hastalığı. Depresyon geçirmekte olan kişiler üzerinde yapılan incelemeler, bu kişilerin beyinlerinde depresyon sırasında bazı değişiklikler olduğunu gösteriyor. En sık rastlanan bulgu, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kavşaklardaki tıkanıklık. Geçişten sorumlu maddelerin üretimindeki ya da karşı tarafa iletilmesindeki bir bozukluğun depresyona yol açabileceği ileri sürülüyor.
Tedavi
Depresyon ilaç tedavisine iyi yanıt veren bir bozukluk. Hastaların büyük bölümünde iki üç hafta içinde belirgin bir iyileşme görülüyor. Eğer uygun dozda ve yeterli süre ilaç kullanımına rağmen istenen düzelme sağlanamazsa bazı ek ilaçlar ve son çare olarak da elektroşok tedavisi deneniyor.
Psikoterapi, daha çok hafif depresyonlarda tercih edilen bir yöntem. Hastalığın şiddetli döneminde genellikle pek yarar sağlamıyor. Ancak, ilaçlarla belirli bir yatışma sağlandıktan sonra tedaviye eklenmesi, kişinin kendisini ve depresyona zemin hazırlayan kişilik özelliklerini daha iyi tanıması yönünden önem taşıyor.
MANİ: DEPRESYONUN NEGATİFİ
Mani, insanı karamsarlığın derinliklerine sürükleyen depresyonun bir negatifi. Bir aşırı neşe ya da taşkınlık hali. Maniye giren kişinin ruhu bir ırmak gibi gürültüyle akmaya başlıyor. Bu güçlü ve engel tanımaz akış kişiye akıl almaz şeyler yaptırıyor. Örneğin, orta yaşlı mazbut bir kadının aşırı makyaj yapıp, göz alıcı ve seksi giysilerle ortalıkta dolaşmasına, olur olmaz yerlerde kahkahalar atıp, açık saçık fıkralar anlatmasına yol açabiliyor. Ya da ölçülü ve saygılı tavırlarıyla bilinen bir memur, böyle bir nöbet sırasında, müdürün odasına girip, ona hayat hakkında tumturaklı bir nutuk çekebiliyor.
İçini kaplayan taşkın duygular, kişiyi boyuna konuşmaya ve hareket etmeye zorluyor. Bir kaç saatlik uyku kendini dinlenmiş hissetmesine yettiği için günlük uyku süresi azalıyor. Hesapsız harcamalar, iş yatırımları ve tehlikeli bir şekilde araba kullanma manide sık görülen diğer sorunlar.
Maniye giren kişi, genellikle bir aşırı güven duygusu içinde yüzüyor. Bu güven duygusu kimi zaman onu, psikozun gerçek dışı dünyasına kadar götürüyor. Kendini ülkenin tüm sorunlarını çözecek bir politik lider ya da bir peygamber olarak görebiliyor. Nutuklar atıyor, vaazlar veriyor, hatta Tanrının onu görevlendirdiğini belirten sesler duymaya, çevrede bazı kutsal işaretler görmeye başlıyor.
Maninin sonu depresyon
'Çok gülen çok ağlarmış' atasözünü doğrulayacak şekilde, manik atak geçiren kişilerin neredeyse tamamı daha sonra bir depresyon geçiriyor. Bu nedenle, mani ayrı bir hastalık olarak görülmüyor. Mani ve depresyon aynı ruhsal bozukluğun iki farklı evresi olarak kabul ediliyor. Sanki, duyguları düzenleyen zemberek bozulmuş gibi, kişi aşırı uçlara savrulup duruyor. Neşe ve taşkınlığın doruklarına tırmanıyor, sonra karamsarlığın derinliklerinde kayboluyor. Arada, normal dönemler olsa da, sarkaç bu şekilde maniyle depresyon arasında sallanıp duruyor.
Maniye kim daha yatkın?
Mani ve depresyon evrelerinden oluşan ruhsal bozukluk 'İki Kutuplu Duygu Bozukluğu' olarak adlandırılıyor. Bu bozukluk, yalnızca depresyon dönemlerinin görüldüğü 'Tek Kutuplu duygu Bozukluğu'ndan birçok yönden farklılıklar gösteriyor. Bir kere toplumdaki yaygınlığı depresyona göre oldukça düşük; yüzde bir dolayında. Daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Kalıtımın rolü bu bozuklukta daha belirgin. Birinci derece akrabalarda bu hastalığı geçiren birisi varsa, kişinin hastalanma olasılığı toplum ortalamasının altı katına yükseliyor.
Tedavi ve korunma:
Mani tedavisinde etkinliği gösterilmiş çok sayıda ilaç var. Ayrıca, kişiyi iyileştikten sonra yeniden hastalanmaktan korumak için kullanılan ilaçlar da oldukça etkili. Ancak, yıllarca koruyucu ilaç kullanma zorunluluğu genellikle hastalar için sorun oluyor. Birçok hasta bu nedenle bir süre sonra ilacı bırakıp yeniden hastalanıyor.
Depresyonun Mantığı
Depresyondaki olumsuz düşünceler, hatalı ve tek yanlı işleyen bir mantık sisteminin ürünü. Bu mantık sisteminin bir tarafından ne verirseniz verin, diğer taraftan mutlaka karamsar ve umut kırıcı yorumlar çıkıyor. Umuda çıkan tüm yollar özenle kapatılmış. Söz konusu sistem altı temel mantık hatasına dayanıyor.
1. Keyfi çıkarsamalar: Yeterince kanıt olmamasına karşın, yaşanan olaylar ve içinde bulunulan koşullar hakkında olumsuz sonuçlar çıkarılır. Örneğin, sınava hazırlanmakta olan bir kişi, ortada bir neden yokken, başarılı olamayacağı kararına varabilir. Ya da, depresyona giren bir işadamı, iflasının kaçınılmaz olduğu inancına saplanabilir.
2. Seçici odaklanma: İçinde bulunulan durum ya da yaşanan deneyimlerin kötü yanları üzerinde odaklanılır. Dolayısıyla, gün boyunca birçok olumlu ve olumsuz olaylarla karşılaşan kişi, akşam olduğunda yalnızca yaşadığı olumsuzlukları anımsar ve berbat bir gün geçirdiği kararına varır.
3. Kişiselleştirme: Kişi, kendisiyle ilgili olmayan ya da çok az ilgili olan olayları üzerine alınır. Örneğin, yolda karşılaştığı ve muhtemelen onu görmemiş olan bir arkadaşının selam vermemesini, 'Mutlaka onu kıracak bir şeyler yapmış olmalıyım' biçiminde yorumlayabilir.
4. Aşırı genelleme: Tek bir olaydan genel sonuçlar çıkarılır. Kişi, otobüs zamanında gelmediği için, hiç bir işinin yolunda gitmediği yargısına varabilir. Ya da arkadaşı zamanında telefon etmediği için, artık hiç kimsenin onunla ilgilenmek istemediği sonucunu çıkarabilir.
5. Ya hep ya hiç biçiminde düşünme: Her türlü olay 'ya hep ya hiç' kuralına göre değerlendirilir. Mükemmel olmayan her şeyin berbat olduğu yargısına varılır. Kişi, yalnızca siyah beyazdan oluşan, diğer tonları olmayan bir yargılama sistemine sahiptir.
6. Küçümseme veya büyütme: Kişi başarılı olduğu işleri küçümserken, hatalarını abartır.

DUYGU DURUM BOZUKLUKLARI ARTIK TEDAVİ EDİLEBİLİYOR
İki bin üç yüz yıl önce adı konup tanımlanmış bir insani sorun olan aşırı duygulanma halleri, yani aşırı üzülme ve aşırı coşma, ancak son elli yıldır etkili bir şekilde tedavi edilebiliyor. Çağımızın çözümlenebilir sorunu olan çöküntü ve taşkınlık, artık, hekimlerin diğer tedavi edilebilir hastalıklar gibi gördüğü bir sorun. Aslında acısını da çeken bilir. Bir düşünün: Bir zamanlar ne denli iradeli bir insan olsanız da gün gelip, bir nedenle çaresiz, çekilmez çözümsüz bir insan oldunuz ve hatta size bu işten kurtulmak olası değil gibi geliyor ve bunu çözmenin tek yolunun ortadan yok olmak olduğu bile aklınıza geliyor. Eşiniz dostunuz artık eskisi gibi kolay anlaşılır bir insan olmadığınızı ima ediyor ve sizin kendinizden yakındığınız kadar onlar da sizden yakınıyor. Sonra birisi diyor ki, dostum, boşuna bu çektiklerin, bunun çaresi var! İnanmak ne kadar da zor. Oysa bunun çok uzun bir öyküsü vardı, bunlar nasıl düzelir? Yarı inanır yarı inanmaz bir halde bir uzmana gidiyorsunuz, ve tanı konuyor: "Bu bir depresyon..." Sunulan çareye inanmamakla birlikte sizi denemeye davet eden çağrıya kulak verdiğinizde bir ay gibi bir sürede, dünyaya bakarken kullandığınız gözlükler değişiyor. Kendinize güveniyor, dünyayı yaşanır bulur oluyorsunuz. Eskiden kafanızda binlerce kez evirip çevirdiğiniz sorunlar size artık çözülebilir geliyor. Bunu da hekimin size yazdığı bir reçeteye ve/veya sorduğu bazı sorulara borçlusunuz.
Yanlış anlamadınız, çöküntü ve taşkınlık artık tedavi edilebiliyor. Yeter ki siz bir uzmanın sizi değerlendirmesine izin verin. Bunu deneyenlerin yaklaşık yüzde yetmişi çare buluyor. Bu hiç de düşük bir oran değil.
Psikiyatrist
Doç. Dr. Levent METE’den geniş ölçüde yararlanılmıştır.

 

Panik Atak

Panik Atak


Genel nüfusta yaygınlığı yüzde bir-iki olarak bilinen panik bozukluklarında, bireyde nöbet esnasında olum korkusuna eşlik eden fizyolojik belirtiler görülür.
Nöbet esnasında, çarpıntı, el ve ayaklarda soğuma, ateş basması, göğüste sıkışma, bas dönmesi, bulantı, tansiyon yüksekliği, terleme gibi fizyolojik belirtilere ek olarak,
"vay eyvah öleceğim', 'kontrolümü yitiriyorum, çıldıracağım' düşünceleri mevcuttur.
Bu gerçekte, kontrolü bütünüyle yitirme, çılgınca bir şey yapma veya bulunduğu yere düşüp bayılma korkusudur.
Panik atak tanısı almış bireyler, bedenlerine karşı diğerlerine oranla daha duyarlıdırlar. Dikkatleri sürekli bedenleri üzerine yoğunlaştığından, pek çok insanini fark edemediği bedensel duyumlar dikkatlerini çeker ve bunları "felaket habercisi" olarak yorumlarlar.
Panik nöbetlerin nerede ve ne zaman başlayacağı genelde belirsizdir. Korkulan bir hayvan nöbeti başlatabileceği gibi, kalabalık bir ortamda nöbete neden olabilir.
Fakat hiç beklenmedik anlarda gelen nöbetler yinelendikçe, hastaya "ya yine nöbet gelirse" korkusu yerleşir. Bu korkuların bilince yerleşmesi, hastalığa kalıcı bir nitelik kazandırabilir.
Panik Atakta Bilişsel-Davranışçı Model
Bilişsel model, panik nöbetlerin oluşumunda, iki tip gerçekçi olmayan düşünce biçimini etkili bulmaktadır.
1-Olumsuz otomatik düşünceler
2-İşlevsel olmayan sayıltılar
Olumsuz otomatik düşünceler, bireylerin kaygılı olduğu belirli durumlarda var olan düşünceleridir. Bunların tespit edilmesi birey bunlara alışık olduğu için güç olabilir.
Örneğin: 'ben aptal biriyim', 'hep başarısız oluyorum' gibi bireyin kendisiyle ilgili ve herhangi bir durum için durumla ilgisi olmasa da otomatik olarak geliştirdiği olumsuz düşüncelerdir.
Bu düşüncelerin oluşumunda, bireyin gelişimi, aile eğitimi ve kültürel faktörler önemlidir.
İşlevsel olmayan sayıltılar ise bireyin kendisi ve yaşantısı ile ilgili sahip olduğu genel inanç ve kurallardır.
Örneğin: 'sevilen bir insan olmam için işimde başarılı olmalıyım'
"hayatta yalnızca siyah ve beyaz vardır.',
"kontrol her zaman bende olmalı' gibi.
Unutulmamalıdır ki, bu tip düşünce biçimleri ve inançlar, panik nöbetleri başlatan bilişsel alt yapıdır.
Panik Atak konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir:
• Hastalığın tedavisinde ilaç ve psikoterapi ve hipnoterapi beraberce kullanılır
• Hastalığınızla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmanız gerekir.
• Olumsuz otomatik düşüncelerinizi ve gerçekçi olmayan varsayımlarınızı tespit ederek onları irdeleyiniz.
• Savunduğunuz ve inandığınız tutumların mantıklı ve gerçekçi olmasına dikkat ediniz.
Panik Atakta Tedavisel Bir Yaklaşım
Panik ataktan şikâyetçi olanların gergin ve stresli bir hayatları vardır. Aşağıdaki öneriler ile kendi paniğinizi kontrol etme becerisi kazanabilirsiniz.
• Öğrenilecek nefes egzersizleri ile paniğin oluşturabileceği fiziksel rahatsızlıkları azaltabilirsiniz.
• Panik yarattığına inandığınız düşüncelerle yüzleşerek bu düşüncelerin şiddetini azaltmak elinizdedir. Mesela; .
• Panik yasayacağınız kaygısıyla kaçındığınız durumlarla yüzleşerek onları listeleyebilirisiniz. Ve başarma sansınız yüksek olan durumdan başlayarak kaygı yasadığınız mekân veya olay ile ilgili alıştırmalar yapabilirisiniz. Mesela, grup önünde konuşma kaygınız mı var?
•Önce tanıdığınız kişilerden oluşan mini gruplara konusun. Ve eleştirileri alın, gerekiyorsa yanıtlayın.
•Sonra bu mini gruplara tanımadığınız kişileri alarak sayıyı çoğaltın.
•Son olarak ta, hiç tanımadığınız kişilerden oluşan mini gruba seslenin.
Her bir alıştırma mevcut kaygınızın azalmasına, azalmasa bile neden oluştuğunu anlamanıza yarayacaktır.
Unutmayın ki, alıştırma diğer bir deyişle denemeler yaparak panik yaşadığımız ortamlarla barışabiliriz.

 

Mutlu Evliliğin Sırları

MUTLU BİR EVLİLİĞİN SIRLARI

Mutlu bir evliliğin sırrını keşfetmek hiç de kolay bir şey değildir. Zaten bu sırrın cevabı da herkese göre değişir. Yine de dünyanın her yerinde, tüm ilişkilere uyan bazı "iyi geçinme" kuralları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1) Hiçbir zaman ikiniz de aynı anda sinirlenmeyin.
2) Olumsuz davranışlarınızı o an değil sonra konuşup değerlendirin.
3) Giysi, parfüm vs. almak konusunda kendiniz ve eşiniz arasında seçim yapmak zorunda kalırsanız eşinizi tercih edin.
4) Eleştirileriniz varsa onu sevdiğinizi hissettirerek söyleyin.
5) Geçmişteki hatalarını gündeme getirmeyin.
6) Birbiriniz dışındaki hiçbir şeyi kafanıza takmayın.
7) Gününüzü eşinize hoş bir söz söylemeden bitirmeyin.
8) Birbirinizi karşılarken ve ayrılırken şefkat ve sevgiyle sarılın.
9) Sorunlarınızı çözmeden günü bitirmeyin.
10) Hata yaptığınızda eşinizle konuşun ve özür dileyin.
11) Kesinlikle dargın uyumayın.
12) Sorunlarınızdan yalnızca eşinizi sorumlu tutmayın.
13) Kadın ya da erkek olmanız fark etmez. Ayda bir kez de olsa eşinize bir hediye almayı ihmal etmeyin.
14) Eve geldiğinizde mutlaka önce mutfağa eşinizin yanına giderek belli bir süre orada kalın.
15) İşyerinizdeki ve evde gün boyu yaşadığınız sorunları eşinize taşımayın. Günün stresini eşinize yansıtmayın.
16) Eşiniz ev hanımıysa eşinizin gün boyu önemsiz işler yaptığını ve yorulmadığı şeklinde imalarda bulunmayın.
17) Eşiniz çalışmıyorsa kazandığınız paranın tasarruf yetkisinin sadece size ait olduğu şeklinde bir tutum benimsemeyin.
18) Ortak bir vizyon belirleyin ve evde alınacak tüm kararları ortak alın.
19) Ev yanmadıkça birbirinize bağırmayın.
20) Her gün eşiniz için küçük de olsa bir şey yapın. Mutlu yıllar ve ömür boyu birliktelikler

 

Vajinismus Ve Hipnoz

Vajinismus Ve Hipnoz

The Merck Manuel'e göre Vajinismus;
"Kadınlarda, penisin vajinaya girmesini önlemek konusunda mevcut bilinçaltı bir istek sonucu vajina aşağı bölümündeki kasların adeta bir şartlı refleks gibi kasılması sonucu meydana gelen vajina spazmıdır. Penisin vajinaya girmesi çok zaman olanaksız olduğundan bu olay iyi gitmeyen evliliklerde sık görülür."
Yukarıda da belirtildiği gibi sorunun bilinçaltı istek sonucu olduğu ve şartlı refleks ile ortaya çıktığı yazmakta... Bu nedeni ortadan kaldıracak yöntemde yine zihni kendi silahı ile vurmaktır. Yani bilinçaltı süreçlerle zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturmak başarıyı sağlar. Hipnoterapi de bu konuda bize yardımcı olur. Bu durum birbirini çok seven eşlerde de gözlenmektedir. Geçmişte yaşanmış ya da duyulmuş bir olumsuz olayı çok sevdiği eşine de istemeden yansıtabilir. Ayrıca vajina aşağı bölümündeki kasların kasılmasına bacak kaslarının gerginliği de iştirak eder...
İnsan farklı nedenlerden ötürü sorunlarla karşılaşır. Tek çatı altında cinsel birlikteliği yaşayamamanıza genel anlamda yanlış da olsa vajinismus diyorsak, aslında çoğu kere korkular ve kaygılardan meydana gelip, bacaklarınızın kasılması, ellerinizle eşinizi itmenizle seyreden istemeden yaptığınız otomatik şuuraltı hareketler tek başına olabileceği gibi vajen kaslarının kasılması ile de birlikte olabilir. Dört farklı model ile şuuraltınız ve bedeniniz etkilenir;
1- Davranışsal Model: Geçmişte yaşanmış bir taciz ya da kötü bir cinsel deneyim vardır. Ya da cinselliği yaşayan bir çifti küçük yaşta görmüş ve kadının yaşadığı olayı acı ve ızdırap verici olarak değerlendirip, farkında olmadan davranışı özümsemişsinizdir. Bir başka neden de aile içi yasak ilişkidir. ( Ensest )
2- Bilişsel Model: Geçmişte ailenizin ve yaşadığınız çevrenizin cinsellikle ilgili üzerinizde kurduğu yasaklar ya da arkadaşlarınızın bir kabus gibi anlattığı ilk gece deneyimleri... Kötü bir deneyim yaşamadığınız halde sizin şuuraltınızda adeta cinsellikle ilgili negatif şemalar oluşturur ve yaşayacak olduğunuz cinsel birlikteliklerde bu şemalar aktif hale gelip kasılmalarınızı siz istemeden bilinçdışı bir refleks arkı olarak ortaya çıkarır. Artık bedeniniz sizin kontrolünüzde değildir.Yanlış programlanmış otomatik bir pilot sizi yönetmektedir...
3- Dinamik Model: Freudiyen bir yaklaşımdır. Ruhsal gelişim evrelerindeki sorunlardan kaynaklanır.
4- Varoluşsal Model: Geçmiş de ne bir taciziniz nede yetişme tarzı olarak negatif şemanız vardır... Dinamik yapı olarak da bir sorununuz olmayabilir. Ama yine de cinsel birlikteliği yaşayamıyorsanız, varoluşsal model devreye girer. Bu çiftleri incelediğimizde erkek kadına yeteri kadar ilgi göstermemektedir. Bir, iki, üç derken kadın kendini eşine ifade edebilecek bilinçdışı otomatik bir hareket başlatır. Cinsel yaşam sırasında bacaklar kasılır, eliyle eşini iter, yataktan kaçar hatta ağlar. Farkında olmadan kendi varlığını eşine hissettirmektedir.
Bu dört ana nedenden, doğrudan sorununuz birine bağlı olabileceği gibi hepsinin yada bir kaçının iştiraki ile de olabilir. İşte hipnoz altında bildiğiniz ya da bilmediğiniz sorununuzun temellerine inip hangi modele yada modellere uyduğu saptanıp ona göre bir yaklaşım sunmaktayız. Sorun özellikle varoluşçu modele bağlı ise kadının varlığını eşine hissettirebilecek yeni yaklaşımlar öğretiriz ve erkeğe de kadına ilgi ve destek vermesi için eğitim veririz. Örneğin; vajinismusun kaynağında varoluşsal bir model var ve biz bunu göz ardı edip davranışsal yada bilişsel yöntemlerle çözmeye kalkar ve çözersek belki ilişki yaşanabilir. Ancak madalyonun diğer yüzü devreye girer ve kadının farkında olmadan bilinçdışı bir istekle refleks olarak yaptığı kendini var etme davranışını elinden almış oluruz. Çocuğun pamuk şekeri nasıl elinden alınırsa sıkıntı duyar. Aynı mekanizma iyileştirdiğinizi düşündüğünüz kadında işlemeye başlar ve takip eden zaman diliminde kadının nedenini tam olarak bilemediği kaygı, bunaltı ve sıkıntı ( anksiyete ) oluşturur. Takip eden dönemde ise yaşadığı ilişkiden haz alamamaya, orgazma ulaşamamasına kadar uzanır...
Daha rahat analiz imkanı sağlayarak model veya modellerin çabuk tespiti, telkin alabilirliğin artması, tespit edilen nedene hızlı zihinsel müdahale sunması gibi kolaylıkları ile Hipnoterapi diğer terapi türlerine göre vajinismusda ciddi başarı sağlar...

 

Cinsel İşlev Bozuklukları

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Erken boşalma, aşırı mastürbasyon, cinsel istekte azalma, cinsel uyarıda azalma, orgazm olamama, cinsel ilişki sırasında ağrı hissetme gibi bozukluklar cinsel işlev bozuklukları; kendi cinsine karşı ilgi duyma (Homoseksüellik), karşı cins gibi giyinme (Transvertism), kendini karşı cins gibi hissetme (Transseksüellik), çocuklara ilgi duyma (Pedofili), yaşlılara ilgi duyma (Gerontofili) gibi bozukluklar da cinsel kimlik bozukluklarıdır.

Cinsellikte eşlerin karşılıklı beklentileri neyin normal, neyin yetersizlik olduğunu belirleyen ana faktördür. Bireylerin yetişme tarzları, yetiştikleri kültürel şartlar, cinsiyeti gibi farklılıkları cinselliğe bakışını ve cinsellikten aldığı hazzı belirler. Bir cinsellikteki sorunu bu cinselliği yaşayan kişiler belirler. Onlara göre sorun varsa vardır, yoksa yoktur. Cinsel sağlığı cinsel ilişki esnasında çiftin karşılıklı olarak doyum alması şeklinde tanımlamak mümkündür.
Cinsel ilişki 4 aşamadan oluşur:
1- İlgi ve istek (heyecanlanma)
2- Uyarılma (plato)
3- Doyum (orgazm)
4- Rahatlama (çözülme)
Bu aşamalardan bir veya bir kaçında ortaya çıkan bir sorun cinsel sağlığı bozar, çeşitli cinsel işlev bozukluklarına yol açar.
İnsanın tüm diğer davranışları gibi cinsel davranışlar da öğrenilmiş davranışlardır. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kişiler çeşitli nedenlerden dolayı uygun olmayan tepkiler vermeyi öğrenmişlerdir. Bu demektir ki sağlıklı bir cinsel yaşam için gereken uygun tepkilerin verilmesi de öğrenilebilir.
Cinsel sorunların tedavisinde cinsel eğitime, eşler arasındaki iletişim biçimlerine, işlev bozukluğunun ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde rol oynayan hatalı davranışların değiştirilmesine çalışılmaktadır.
Cinsel sorunları eksik ya da hatalı bilgilenme, bireyin yetiştiği ailenin cinselliğe bakışı, geçmiş yaşam deneyimleri gibi hazırlayan; eşler arasında iletişimsizlik ve çatışma, eşlerden birinde cinsel bir sorununun olması, yorgunluk ve stres, aşırı alkol bağımlılığı ve ilaç kullanımı gibi açığa çıkaran; ve suçluluk ve utanç duyguları, gizleme ve kabul etmeme, sorunun çözümü ile ilgili yanlış uygulamalar gibi devam ettiren bir dizi etkenler bulunmaktadır. Cinsel problemler bu etkenlere ve bu etkenlerin birbiriyle ilişkilerine bağlıdır.
Bu tür sorunların çözümünde başlangıçta çok yönlü bir değerlendirme yapılır. Değerlendirme sırasında eşlerle hem tek tek hem de birlikte görüşmeler yapılarak sorun ortaya konmaya çalışılır.
1. Cinsel bilgi eksikliğinin giderilmesi
2. Eşler arasındaki iletişimin zenginleştirilmesi
3. Hatalı düşünme biçimlerinin yerine doğru, olumlu düşünce ve davranışların geliştirilmesine çalışılır.
4. Hipnoz uygulamalarıyla sağaltım yapılır.

 
Sayfa 4 / 6

Bu Site [Shevko] Tarafından Yapılmıştır.