yönetici
Psikolojik Sorunlar
SOSYAL FOBİ Toplum içinde (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) küçük duruma düşme, yanlış yapma ve utanç duyma kaygılarına eslik eden, korkulan ortamlardan kaçınma veya yoğun sıkıntı ile bunlara katlanma davranışları ile tanımlanır. Ergenlik döneminde baslar. Bireyde düşük benlik algısı ve yoğun eleştirilme duyguları vardır. Genelde, yüz kızarması, el titremesi, bunaltı gibi semptomlarla uzmana başvurulur. Bir sosyal fobinin temel özellikleri şunlardır: • Bireyde diğerleri tarafından incelenme ve yargılanma korkusu vardır. • Küçük düşme ve utanç duyma olasılığı olan durumlarda ( ORN. TOPLULUK ONUNDE KONUSMA gibi ) performansından endişe duyar • Sonuçta da bu tip ortamlardan kaçarak sosyal içe çekilme yasar. • Doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirme kaygısı yardım alma davranışını da engeller. OKB konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir: • Tedavide bireyin düşünce biçimleri ele alınır. Bu düşünceler incelenirken,"şayet. Olursa, bu senin için ne anlama gelir", başka bir yorumu olabilir mi?" gibi sorular sorulabilir. • Bireyin kendisini rahatsız ve yetersiz hissedebileceği sorular sorulmamalı, mükemmelliyetci düşünce bicimi irdelenmelidir. • Sizi korkutan, endişelendiren, heyecanlandıran durumları listeleyiniz. Listelediğiniz her bir durum için, o durumla ilgili duygu ve düşüncelerinizi belirleyiniz. • Mükemmeliyetçi düşünce yapınızın, nedenlerini araştırınız. "Her şey yolunda gitmezse ne olur?" sorusunu cevaplayınız. • Sizi sıkıntıya sokan ortamlardan kaçınmak yerine, üzerine gidiniz. Unutmayın ki, sizi eleştirdiğini düşündüğünüz insanların da korkuları, kaygıları vardır Gerektiğinde, çok zorlandığınızı hissettiğinizde bir uzmana başvurmaktan çekinmeyiniz. SOSYAL FOBİ Sosyal ortamlarda (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) bir eylem gerçekleştireceği ( konuşma, yemek yeme, telefon etme gibi) zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından, küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı duyma ve korkma ile belirlidir. Korkulan sosyal ortamda kaldığında her zaman anksiyete belirtileri çıkar, panik atağa varabilir. Kişi bunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Ancak böyle durumlardan kaçınır, bu da toplumsal ve mesleki işlevselliğini bozar. Başlama yaşı ergenlik dönemidir. 6 aylık yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazladır. Sosyal fobinin çekirdeğinde başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteği ve bunu yapabileceği konusunda güvensizlik vardır. Sosyal fobikler olumsuz değerlendirileceklerine ilişkin düşünce ve inançlarına kanıt bulmak için dikkatlarini seçici olarak olumsuz durumlara yoğunlaştırmaları da anksiyete durumunu arttırmaktadır. Başkalarının, ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varacakları ile ilgili kaygılarından dolayı toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkaları ile karşılıklı konuşurken aşrı anksiyete duyabilirler. Çekingen (avoidant) kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ile sosyal fobi birlikte görülebilir. Kişilik bozukluğu ile birlikte sosyal fobide yüksek belirti sıklığı, sosyal anksiyete ve işlevde belirgin bozulma vardır, bu hastaların sağaltıma yanıtı kötüdür. Sağaltımında MAO inhibitörleri (moklobemid), SSRI’lar, benzodiazpinler kullanılabilir. Ayrıca bilişsel ve davranışçı sağaltım yöntemleri, sosyal beceri geliştirme eğitimi yararlıdır. 3- Ürkü (fobi): Aslında korkulmaması gereken bir durum, bir olay ya da bir itlevden korku duyma a- Özgül durumlar (sinek, yılan, böcek v.b.) b- Sosyal Fobi : Topluma çıkmaktan, konuşma yada bir şey yapmaktan korku duyma c- Yüksekten (acrophobia) d- Açık alandan (agorophobia) e- Ağrıdan (algophobia) f- Kandan, kırmızıdan (erythrophobia) g- Kapalı alan (Claustrophobia) h- Yabancıdan (Xenophobia) ı- Hayvanlardan (zoofobia) korkuları gibi...
yönetici
Psikolojik Sorunlar
KAYGI (ANKSİYETE) Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır. İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik (ego) savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir. OLUŞ NEDENLERİ 1. Psikolojik varsayımlar Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete temelde bir iç çatışmanın ürünüdür. Buradaki çatışma benlik ile alt benlik, ya da benlik ile üst benlik arasında oluşabilir. Alt benlikten haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üst benliğin gerçekleri tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü bastırırsa sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse, bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla baş etmek için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir. Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak alınır. Bilişsel (kognitif) varsayım: Bu varsayıma göre anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce örüntüleriyle algılanması sonucunda anksiyete ortaya çıkar. 2) Biyolojik varsayımlar: Anksiyete bozukluklarında otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir. SINIFLAMA Anksiyete bozuklukları DSM-IV’de alt başlıklar olarak ele alınmıştır. Bunlar: 1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu 2. Panik Bozukluk- Agorafobi ile birlikte -Agorafobi ile birlikte olmayan 3. Özgül Fobi 4. Sosyal Fobi 5. Obsesif-Kompulsif Bozukluk 6. Posttravmatik Stres Bozukluğu 7. Akut Stres Bozukluğu 8. Genel Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu 9. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu 10. Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozukluğu KLİNİK ÖZELLİKLER Temel olarak anksiyete bozukluklarında belirtiler benzerdir. Ancak kullanılan savunma düzeneklerine göre farklı belirtiler eşlik ederek farklı klinik tablolar oluşur. Genel anlamda anksiyetenin 4 temel klinik özelliği vardır. 1) Bilişsel belirtiler: Gerçeklik duygusunda değişme, çevrenin değişiyor gibi algılanması, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, kontrolünü yitirme kaygısı, fiziksel zarar göreceği endişesi. 2) Affektif belirtiler: Korku, huzursuzluk, endişe, çaresizlik, alarm duygusu, panik. 3) Davranışsal belirtiler: Anksiyete yaratan durumlardan kaçınma davranışı, dona kalma. 4) Fizyolojik belirtiler: Kardiovasküler sistem: Çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk ya da yüzde kızarma Solunum sistemi: Nefes darlığı, hava açlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi Gastrointestinal sistem: Yutma güçlüğü, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı), Genitoüriner sistem: Sık idrara çıkma, cinsel isteksizlik Cilt belirtileri: Terleme, kızarma, sıcak basması Nörolojik: Baş dönmesi, bayılma hissi veya bayılmalar, kas gerginliği, motor huzursuzluk
yönetici
Psikolojik Sorunlar
SİGARA BAĞIMLILIĞI VE HİPNOZ Tik, Kekemelik, Anoreksia Nervosa, Bulumia Nervosa, Obezite, Gece İdrar Kaçırma, Depresyon, Fobiler, Performans Anksiyetesi, Panik Bozukluğu, Sosyal Fobi, Posttravmatik Stres Bozukluğu, Çoğul Kişilik Bozukluğu, Psikolojik Bellek Kayıpları, Psikolojik Nedenli Bayılmalar, Psikolojik Ağrı Bozuklukları, Cinsel İşlev Bozuklukları, Vajinismus, Uyku Bozukluklarında, Diş Sıkma gibi hemen her alanda kullanılan hipnoz; Sigara - Alkol - Madde Bağımlılıklarının sağaltımında da yaygın ve etkili olarak kullanılmaktadır. Hipnozun sanıldığının aksine bir uyku olmadığı aksine uyanıklık ve farkındalık durumu olduğu, genel tıpta ve kadın hastalıklarında, eğitim ve sporda bile yaygın ve etkili olarak nasıl kullanıldığını hipnoz başlığı altında ayrıca açıklanmıştır. Hipnozla ilgili ayrıntılı bilgi için HİPNOZ başlıklı linki tıklayınız.
yönetici
Psikolojik Sorunlar
EQ( duygusal zeka) İlk olarak Dr Daniel Goleman tarafından dile getirilen EQ( duygusal zeka) kavramı bireyin insanlarla uyum sağlamasına, başarılı ilişkiler geliştirmesine, kendisiyle ilgili olumlu duygular geliştirmesini sağlamaktadır. EQ( duygusal zeka) en az IQ (akılcı zeka) kadar bireyin hayatta başarılı olmasını etkilemektedir. Hatta EQ( duygusal zeka)su yüksek bireylerin IQ (akılcı zeka) su çok yüksek olmasa bile hayatta EQ( duygusal zeka)su düşük ancak IQ (akılcı zeka) su yüksek bireylere göre başarılı olma şansları kesinlikle fazladır. Gerçekte bunlar insanoğlunun hayat mücadelesi için daima kullandığımız güçler ve bilim adamları EQ’yu artık her zaman ve her yaşta geliştirilip ilerletilebilen, öğrenilebilir bir zeka olarak görmektedirler. Duygusal zeka, muhakeme ve IQ için yaşamsal öneme sahiptir ve duygusal güçleri gerektiği gibi kullanmasını bilen kişiler yaşamlarının her alanını kendileri için daha kolay hale getirmişlerdir. Duygusal gücünü kullanan kişi duygularını tanır, onları kabullenir, uygun şekilde ifade eder ve ayrıca kendi duygusunu tanımlayabildiği ve tanıdığı, yani farkındalık düzeyi yüksek olduğu için karşısındaki kişilerinde hislerini anlayıp, kendisini başkasının yerine koyabilmeyi başarmasından ötürü kişiler arası iletişimde daha başarılı olur. Bununla birlikte çevresindeki kişilerin ve kendi hislerinin farkında olması, kişinin güncel yaşamda karşılaşılan sorunların üstesinden gelebilme potansiyelini arttırır. Çocuk yetişkin, yaşlı, özürlü, sağlıklı, sağır ya da kör her insanda duyguların dili mevcuttur. İnsanların pek çoğu çoğunlukla ne hissettiklerini söylemeye tereddüt ederler, ancak duyguları sözel ya da bedensel olarak ifade edilmekte; söyleyemediklerini ses tonu, konuşma hızı, bakışlar, yüz ifadesi, mimikler ve duruş şekilleriyle göstermektedirler. Bu nedenle önemli olan birbirimize gözlerimizi ve duygularımızı kapamamak. İşte EQ ve IQ seviyesi yüksek olan ve onu dengeli kullanmayı bilen, kimseye gözlerini kapatmaz, görmezlikten gelmez. Bu bağlamda diyebiliriz ki tüm hayat boyunca asıl önemli olan dengede kalabilmek. Bu nedenle en önemli ve oldukça zor olan, aslında başarının anahtarı olan “akıl ile gönül”ü dengede tutmayı gerçekleştirebilmek. Bu nedenledir ki biz bireyin bilişsel birikimlerinin yanında duyuşsal davranışları kazanmasının önemin sürekli vurguluyor ve özellikle 0-6 yaş grubunda ve ilköğretimde bu özelliklerin geliştirilmesinin önemini belirtiyoruz. EQ ve IQ’sunu optimum seviyede kullanabilen bireyler yetiştirmek ve bireylerden olmak ümidiyle…
|
|