Ben Ve Ailem Psikolojik Danışma Ve Rehberlik Merkezi |BenVeAilem.Com

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • black color

Güzel Sözler

Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.
Plato
Anasayfa » Ergenlik Sorunları » Kişilik Sorunları

Kişilik Sorunları

Sosyal Fobi

SOSYAL FOBİ

Toplum içinde (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) küçük duruma düşme, yanlış yapma ve utanç duyma kaygılarına eslik eden, korkulan ortamlardan kaçınma veya yoğun sıkıntı ile bunlara katlanma davranışları ile tanımlanır. Ergenlik döneminde baslar. Bireyde düşük benlik algısı ve yoğun eleştirilme duyguları vardır. Genelde, yüz kızarması, el titremesi, bunaltı gibi semptomlarla uzmana başvurulur.
Bir sosyal fobinin temel özellikleri şunlardır:
• Bireyde diğerleri tarafından incelenme ve yargılanma korkusu vardır.
• Küçük düşme ve utanç duyma olasılığı olan durumlarda ( ORN. TOPLULUK ONUNDE KONUSMA gibi ) performansından endişe duyar
• Sonuçta da bu tip ortamlardan kaçarak sosyal içe çekilme yasar.
• Doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirme kaygısı yardım alma davranışını da engeller.
OKB konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir:
• Tedavide bireyin düşünce biçimleri ele alınır. Bu düşünceler incelenirken,"şayet. Olursa, bu senin için ne anlama gelir", başka bir yorumu olabilir mi?" gibi sorular sorulabilir.
• Bireyin kendisini rahatsız ve yetersiz hissedebileceği sorular sorulmamalı, mükemmelliyetci düşünce bicimi irdelenmelidir.
• Sizi korkutan, endişelendiren, heyecanlandıran durumları listeleyiniz. Listelediğiniz her bir durum için, o durumla ilgili duygu ve düşüncelerinizi belirleyiniz.
• Mükemmeliyetçi düşünce yapınızın, nedenlerini araştırınız. "Her şey yolunda gitmezse ne olur?" sorusunu cevaplayınız.
• Sizi sıkıntıya sokan ortamlardan kaçınmak yerine, üzerine gidiniz. Unutmayın ki, sizi eleştirdiğini düşündüğünüz insanların da korkuları, kaygıları vardır
Gerektiğinde, çok zorlandığınızı hissettiğinizde bir uzmana başvurmaktan çekinmeyiniz. SOSYAL FOBİ
Sosyal ortamlarda (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) bir eylem gerçekleştireceği ( konuşma, yemek yeme, telefon etme gibi) zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından, küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı duyma ve korkma ile belirlidir. Korkulan sosyal ortamda kaldığında her zaman anksiyete belirtileri çıkar, panik atağa varabilir. Kişi bunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Ancak böyle durumlardan kaçınır, bu da toplumsal ve mesleki işlevselliğini bozar.
Başlama yaşı ergenlik dönemidir. 6 aylık yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazladır.
Sosyal fobinin çekirdeğinde başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteği ve bunu yapabileceği konusunda güvensizlik vardır. Sosyal fobikler olumsuz değerlendirileceklerine ilişkin düşünce ve inançlarına kanıt bulmak için dikkatlarini seçici olarak olumsuz durumlara yoğunlaştırmaları da anksiyete durumunu arttırmaktadır. Başkalarının, ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varacakları ile ilgili kaygılarından dolayı toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkaları ile karşılıklı konuşurken aşrı anksiyete duyabilirler.
Çekingen (avoidant) kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ile sosyal fobi birlikte görülebilir. Kişilik bozukluğu ile birlikte sosyal fobide yüksek belirti sıklığı, sosyal anksiyete ve işlevde belirgin bozulma vardır, bu hastaların sağaltıma yanıtı kötüdür.
Sağaltımında MAO inhibitörleri (moklobemid), SSRI’lar, benzodiazpinler kullanılabilir. Ayrıca bilişsel ve davranışçı sağaltım yöntemleri, sosyal beceri geliştirme eğitimi yararlıdır.
3- Ürkü (fobi): Aslında korkulmaması gereken bir durum, bir olay ya da bir itlevden korku duyma
a- Özgül durumlar (sinek, yılan, böcek v.b.)
b- Sosyal Fobi : Topluma çıkmaktan, konuşma yada bir şey yapmaktan korku duyma
c- Yüksekten (acrophobia)
d- Açık alandan (agorophobia)
e- Ağrıdan (algophobia)
f- Kandan, kırmızıdan (erythrophobia)
g- Kapalı alan (Claustrophobia)
h- Yabancıdan (Xenophobia)
ı- Hayvanlardan (zoofobia) korkuları gibi...

 

Kaygı (Anksiyete)

KAYGI (ANKSİYETE)

Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır. İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik (ego) savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir.
OLUŞ NEDENLERİ
1. Psikolojik varsayımlar
Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete temelde bir iç çatışmanın ürünüdür. Buradaki çatışma benlik ile alt benlik, ya da benlik ile üst benlik arasında oluşabilir. Alt benlikten haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üst benliğin gerçekleri tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü bastırırsa sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse, bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla baş etmek için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir.
Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak alınır.
Bilişsel (kognitif) varsayım: Bu varsayıma göre anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce örüntüleriyle algılanması sonucunda anksiyete ortaya çıkar.
2) Biyolojik varsayımlar: Anksiyete bozukluklarında otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir.
SINIFLAMA
Anksiyete bozuklukları DSM-IV’de alt başlıklar olarak ele alınmıştır. Bunlar:
1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu
2. Panik Bozukluk- Agorafobi ile birlikte -Agorafobi ile birlikte olmayan
3. Özgül Fobi
4. Sosyal Fobi
5. Obsesif-Kompulsif Bozukluk
6. Posttravmatik Stres Bozukluğu
7. Akut Stres Bozukluğu
8. Genel Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu
9. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu
10. Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozukluğu
KLİNİK ÖZELLİKLER
Temel olarak anksiyete bozukluklarında belirtiler benzerdir. Ancak kullanılan savunma düzeneklerine göre farklı belirtiler eşlik ederek farklı klinik tablolar oluşur. Genel anlamda anksiyetenin 4 temel klinik özelliği vardır.
1) Bilişsel belirtiler: Gerçeklik duygusunda değişme, çevrenin değişiyor gibi algılanması, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, kontrolünü yitirme kaygısı, fiziksel zarar göreceği endişesi.
2) Affektif belirtiler: Korku, huzursuzluk, endişe, çaresizlik, alarm duygusu, panik.
3) Davranışsal belirtiler: Anksiyete yaratan durumlardan kaçınma davranışı, dona kalma.
4) Fizyolojik belirtiler:
Kardiovasküler sistem: Çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk ya da yüzde kızarma
Solunum sistemi: Nefes darlığı, hava açlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi
Gastrointestinal sistem: Yutma güçlüğü, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı),
Genitoüriner sistem: Sık idrara çıkma, cinsel isteksizlik
Cilt belirtileri: Terleme, kızarma, sıcak basması
Nörolojik: Baş dönmesi, bayılma hissi veya bayılmalar, kas gerginliği, motor huzursuzluk

 

Özgüven

  ÖZGÜVEN

Özgüveni bireyin kendisini herhangi bir işi yapabilecek yeterlilikte görmesi olarak tanımlayabiliriz. Bireyin herhangi bir işte başarılı olmasında özgüvenin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Çoğu zaman anne babalar çocuklarını hayata hazırlamaktan ziyade onları rahat ettirme çabası içerisinde olurlar. Çocukluklarında yaşadıkları bir takım eksiklikleri çocuklarında kapatmak için adeta yarışırlar. İhtiyaç hissetmediği halde çocuklarına yeni oyuncaklar, elbiseler ve yiyecekler alırlar. Acıkmadığı veya doyduğu halde yedirir, üşümediği halde giydirir, korkmadığı halde onunla birlikte yatar, yorulmadığı halde dinlendirirler vs. vs. bunları sayısız yapmak mümkün. Çocuğun başarısın çalmada üstlerine yoktur. Çocuğun başarmasına izin vermezler. Çünkü her şeyi onun adına karar vermiş ve yapmıştırlar. Çok iyi bir anne veya baba olduklarını düşünürler. Oysa çocuğuna en çok kötülüğü yapanın kendileri olduklarının farkında değildirler. Siz böyle bir çocuk olmak ister misiniz? Her şeyi önünde bulan çocuk tıpkı kozası içinden başkası tarafından çıkarılan kelebek gibi kendisini hayata hazırlayamaz ve bir türlü uçamaz ve ömür boyu başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamaya devam eder. Siz böyle bir çocuk olmak ister misiniz? Bu çocukların sorumluluk bilinci gelişemez, mücadeleden yoksun, kuralsız amaçsız bir şekilde yaşantılarına devam ederler. Öz güvenleri eksik hiç bir işi bitiremeyen, başaramayan, karar veremeyen, seçemeyen, bilmeyen, hep başkalarından bekleyen bir asalak oluverir çıkarlar. Siz böyle bir yetişkin olmak ister misiniz ya da şöyle soralım siz çocuğunuzu yetişkin olduğunda böyle görmek ister misiniz? O halde çocuğumuzu rahat ettirmeye değil onları hayata hazırlamaya çalışalım. Sizin başarınız hayata dolu dolu hazırlanmış olmanızdan kaynaklanmaktadır. Tıpkı kozasından kendi çabasıyla çıkan ve bu sayede kanatlarını geliştirip uçmayı başarabilen kelebek gibi.. İzin verelim çocuklarımızda uçmayı başarabilsinler.

Özgüven ne demektir?

Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.

Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur?
 
 
Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, hayatlarındaki önemli
insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.

Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.
 

Çocukların özgüvenlerini sağlamak için;

      ●Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.
      Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını,  var olmalarının sizin için ne
      kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

      ●Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.
      Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir.
      Özgüven  sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik
      içinde hissetmektir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan
      özgüveni yok ya da düşük demektir.

      ●Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun.
      Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin.
      Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli
      oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.

      ●Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı olun
      Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine güven duymalarını sağlamış olursunuz.

      ●Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

     ●Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle  rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

     ●Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın. Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz.

    ●Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri  hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

    ●Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

     ●Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve taktir ettiğinizi belirtin. Küçük bile olsa yaptığı güzel bir şey ya da davranışı için onu övün ve bunun  ne kadar önemli olduğunu belirtin.

     ●Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda  bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

      ●Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

       ●Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. "Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da " Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki  fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

       ●Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba harcarlar. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.

 

Duygusal Paylaşım

DUYGUSAL PAYLAŞIM

Her insanın hayatında duygusal anları vardır. Yaşadığı güzellikler ya da olumsuzluklar… Atalarımız ne demişler: “ Acılar paylaşıldıkça azalır; sevinçler paylaşıldıkça artar.” Zaman zaman insanlar yaşadıklarını bir dost bir sırdaşla paylaşıp rahatlamak ihtiyacı hissederler. Ve ya yaşadıkları açmazlara duygusal çatışmalara bir çözüm bulmak isterler. Bu çözümü bulabilecek gücün kendilerinde var olduğunu fark edebilmek için bazen dış desteklere gereklilik duyarlar. Bu süreçte BEN VE AİLEM Psikolojik Danışma Merkezinde ego güçlendirme, reiki, hipnoz ve gevşeme seanslarıyla bireylerin bu paylaşımlarından olumlu sonuçlar çıkarabilmelerine çalışılmaktadır.

 

Benlik Tasarımı

BENLİK TASARIMI

Benlik kısaca bireyin kendisini algılamasıdır. Bireyin kendisini algılama düzeyidir. Ben güzel-çirkin, yeterli-yetersiz, başarılı-başarısız, mutlu-mutsuz, sevilen-sevilmeyen gibi algılamalar içerisindedir. Eğer bu algılamalar olumlu olursa birey kendisiyle barışık olur ve mutluluk için bir yol yakalayabilir. İnsanın mutlu olmasının temelinde kendisiyle ilgili olumlu düşünceler yatmaktadır. Bu süreçte yine ego güçlendirmesi, bireyin kendisini olumlu görmeye başlaması ve sonrasında aileden başlayarak arkadaş ve yakın çevresiyle barışık olma yolunda destekleme yapılması gerekmektedir. Yine bu süreçte hipnoz ve rahatlama egzersizleri kullanılabilmektedir. Ben daha fazla uzatmada sözü Mevlana’ya yorumu da size bırakıyorum.

Her şey sende gizli;
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın.
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar
Sevilirsin…

 
Diğer Makaleler...
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 2

Bu Site [Shevko] Tarafından Yapılmıştır.