Ben Ve Ailem Psikolojik Danışma Ve Rehberlik Merkezi |BenVeAilem.Com

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • black color

Güzel Sözler

Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.
Plato
Anasayfa » Ergenlik Sorunları

Ergenlik Sorunları

Kaygı (Anksiyete)

KAYGI (ANKSİYETE)

Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır. İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik (ego) savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir.
OLUŞ NEDENLERİ
1. Psikolojik varsayımlar
Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete temelde bir iç çatışmanın ürünüdür. Buradaki çatışma benlik ile alt benlik, ya da benlik ile üst benlik arasında oluşabilir. Alt benlikten haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üst benliğin gerçekleri tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü bastırırsa sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse, bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla baş etmek için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir.
Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak alınır.
Bilişsel (kognitif) varsayım: Bu varsayıma göre anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce örüntüleriyle algılanması sonucunda anksiyete ortaya çıkar.
2) Biyolojik varsayımlar: Anksiyete bozukluklarında otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir.
SINIFLAMA
Anksiyete bozuklukları DSM-IV’de alt başlıklar olarak ele alınmıştır. Bunlar:
1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu
2. Panik Bozukluk- Agorafobi ile birlikte -Agorafobi ile birlikte olmayan
3. Özgül Fobi
4. Sosyal Fobi
5. Obsesif-Kompulsif Bozukluk
6. Posttravmatik Stres Bozukluğu
7. Akut Stres Bozukluğu
8. Genel Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu
9. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu
10. Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozukluğu
KLİNİK ÖZELLİKLER
Temel olarak anksiyete bozukluklarında belirtiler benzerdir. Ancak kullanılan savunma düzeneklerine göre farklı belirtiler eşlik ederek farklı klinik tablolar oluşur. Genel anlamda anksiyetenin 4 temel klinik özelliği vardır.
1) Bilişsel belirtiler: Gerçeklik duygusunda değişme, çevrenin değişiyor gibi algılanması, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, kontrolünü yitirme kaygısı, fiziksel zarar göreceği endişesi.
2) Affektif belirtiler: Korku, huzursuzluk, endişe, çaresizlik, alarm duygusu, panik.
3) Davranışsal belirtiler: Anksiyete yaratan durumlardan kaçınma davranışı, dona kalma.
4) Fizyolojik belirtiler:
Kardiovasküler sistem: Çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk ya da yüzde kızarma
Solunum sistemi: Nefes darlığı, hava açlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi
Gastrointestinal sistem: Yutma güçlüğü, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı),
Genitoüriner sistem: Sık idrara çıkma, cinsel isteksizlik
Cilt belirtileri: Terleme, kızarma, sıcak basması
Nörolojik: Baş dönmesi, bayılma hissi veya bayılmalar, kas gerginliği, motor huzursuzluk

 

Özgüven

  ÖZGÜVEN

Özgüveni bireyin kendisini herhangi bir işi yapabilecek yeterlilikte görmesi olarak tanımlayabiliriz. Bireyin herhangi bir işte başarılı olmasında özgüvenin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Çoğu zaman anne babalar çocuklarını hayata hazırlamaktan ziyade onları rahat ettirme çabası içerisinde olurlar. Çocukluklarında yaşadıkları bir takım eksiklikleri çocuklarında kapatmak için adeta yarışırlar. İhtiyaç hissetmediği halde çocuklarına yeni oyuncaklar, elbiseler ve yiyecekler alırlar. Acıkmadığı veya doyduğu halde yedirir, üşümediği halde giydirir, korkmadığı halde onunla birlikte yatar, yorulmadığı halde dinlendirirler vs. vs. bunları sayısız yapmak mümkün. Çocuğun başarısın çalmada üstlerine yoktur. Çocuğun başarmasına izin vermezler. Çünkü her şeyi onun adına karar vermiş ve yapmıştırlar. Çok iyi bir anne veya baba olduklarını düşünürler. Oysa çocuğuna en çok kötülüğü yapanın kendileri olduklarının farkında değildirler. Siz böyle bir çocuk olmak ister misiniz? Her şeyi önünde bulan çocuk tıpkı kozası içinden başkası tarafından çıkarılan kelebek gibi kendisini hayata hazırlayamaz ve bir türlü uçamaz ve ömür boyu başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamaya devam eder. Siz böyle bir çocuk olmak ister misiniz? Bu çocukların sorumluluk bilinci gelişemez, mücadeleden yoksun, kuralsız amaçsız bir şekilde yaşantılarına devam ederler. Öz güvenleri eksik hiç bir işi bitiremeyen, başaramayan, karar veremeyen, seçemeyen, bilmeyen, hep başkalarından bekleyen bir asalak oluverir çıkarlar. Siz böyle bir yetişkin olmak ister misiniz ya da şöyle soralım siz çocuğunuzu yetişkin olduğunda böyle görmek ister misiniz? O halde çocuğumuzu rahat ettirmeye değil onları hayata hazırlamaya çalışalım. Sizin başarınız hayata dolu dolu hazırlanmış olmanızdan kaynaklanmaktadır. Tıpkı kozasından kendi çabasıyla çıkan ve bu sayede kanatlarını geliştirip uçmayı başarabilen kelebek gibi.. İzin verelim çocuklarımızda uçmayı başarabilsinler.

Özgüven ne demektir?

Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.

Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur?
 
 
Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, hayatlarındaki önemli
insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.

Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.
 

Çocukların özgüvenlerini sağlamak için;

      ●Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.
      Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını,  var olmalarının sizin için ne
      kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

      ●Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.
      Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir.
      Özgüven  sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik
      içinde hissetmektir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan
      özgüveni yok ya da düşük demektir.

      ●Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun.
      Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin.
      Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli
      oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.

      ●Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı olun
      Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine güven duymalarını sağlamış olursunuz.

      ●Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

     ●Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle  rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

     ●Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın. Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz.

    ●Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri  hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

    ●Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

     ●Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve taktir ettiğinizi belirtin. Küçük bile olsa yaptığı güzel bir şey ya da davranışı için onu övün ve bunun  ne kadar önemli olduğunu belirtin.

     ●Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda  bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

      ●Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

       ●Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. "Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da " Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki  fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

       ●Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba harcarlar. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.

 

Duygusal Paylaşım

DUYGUSAL PAYLAŞIM

Her insanın hayatında duygusal anları vardır. Yaşadığı güzellikler ya da olumsuzluklar… Atalarımız ne demişler: “ Acılar paylaşıldıkça azalır; sevinçler paylaşıldıkça artar.” Zaman zaman insanlar yaşadıklarını bir dost bir sırdaşla paylaşıp rahatlamak ihtiyacı hissederler. Ve ya yaşadıkları açmazlara duygusal çatışmalara bir çözüm bulmak isterler. Bu çözümü bulabilecek gücün kendilerinde var olduğunu fark edebilmek için bazen dış desteklere gereklilik duyarlar. Bu süreçte BEN VE AİLEM Psikolojik Danışma Merkezinde ego güçlendirme, reiki, hipnoz ve gevşeme seanslarıyla bireylerin bu paylaşımlarından olumlu sonuçlar çıkarabilmelerine çalışılmaktadır.

 

Benlik Tasarımı

BENLİK TASARIMI

Benlik kısaca bireyin kendisini algılamasıdır. Bireyin kendisini algılama düzeyidir. Ben güzel-çirkin, yeterli-yetersiz, başarılı-başarısız, mutlu-mutsuz, sevilen-sevilmeyen gibi algılamalar içerisindedir. Eğer bu algılamalar olumlu olursa birey kendisiyle barışık olur ve mutluluk için bir yol yakalayabilir. İnsanın mutlu olmasının temelinde kendisiyle ilgili olumlu düşünceler yatmaktadır. Bu süreçte yine ego güçlendirmesi, bireyin kendisini olumlu görmeye başlaması ve sonrasında aileden başlayarak arkadaş ve yakın çevresiyle barışık olma yolunda destekleme yapılması gerekmektedir. Yine bu süreçte hipnoz ve rahatlama egzersizleri kullanılabilmektedir. Ben daha fazla uzatmada sözü Mevlana’ya yorumu da size bırakıyorum.

Her şey sende gizli;
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın.
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar
Sevilirsin…

 

Depresyon

DEPRESYON

Depresyon bitkin ruh halidir. Belirtileri, mutsuzluk, karamsarlık, yoğun suçluluk duyguları, aşırı evham, gerginlik, dikkat toplayamama, içe dönüklük, cinsel ilgi kaybı, unutkanlık, olayların olumsuz yönlerini abartma ve intihar düşünceleridir.
Belirtiler, hafif, orta ve şiddetli olabilir. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişir. Tedavide anti depresanlar ile beraber, bilişsel davranışçı tedavi tekniklerini de içeren destekleyici terapi ve hipnoz uygulanır.
Depresyon konusunun çözümünde aşağıdaki türde yaklaşımlarda bulunmak yararlı olabilir:
• Günlük faaliyetlerinizi artırınız. Baslarda zor gelecektir ancak yılmayınız, küçük denemeler yapınız ve her gecen gün faaliyet sayınızı artırınız.
• Faaliyetlerinizle ilgili kayıt tutunuz.
• Nasıl düşünürsek öyle duygulanırız. Dolayısıyla kendinizle ve çevrenizle ilgili olumsuz düşüncelerinizden sıyrılmanız gerekmektedir.
• "beceriksizim", "çok mutsuzum", "hayat çok anlamsız" "hiç bir şeyden zevk almıyorum" gibi zedeleyici düşüncelerinizi en kısa zamanda buruşturup atiniz.
• "olmalıyım" yapmalıyım" tarzı düşünmektense "olabilir" " olmayabilir" tarzı düşünce biçimini deneyebilirsiniz
• Tespit edebildiğiniz her olumsuz düşüncenizi kaydedeniz. Ve bu olumsuz düşüncelerinizin karsısına alternatif olumlu düşünceler geliştiriniz.
• Olumsuz Düşünce: Hiç bir isi başaramıyorum...
• Olumlu Alternatif Düşünce: Bu işi başaramamış olmam, her zaman başarısız olduğum anlamına gelmez, başardığım isler de var
• Başarısızlıklarınızı abartmaktansa, başarılarınızla övününüz. Hiç bir basarîm yok demeyiniz, muhakkak vardır. Ancak depresif düşünce tarzı başarısızlıklar üzerine geliştiğinden başarılarınızı bile küçümseyebilirsiniz. Bu tutumunuzdan bir an önce vazgeçmelisiniz.
Unutmayınız, depresyonunuzun önemli nedenlerinden biride düşünce biçiminizdir. Şimdiye dek olagelen düşünce tarzınızı değiştirmeye çalısınız gerekirse profesyonel yardım alınız. DEPRESYON: ÇAĞIN HASTALIĞI
________________________________________

Depresyon en sık rastlanan ruhsal bozukluk
Herkesin depresyonu aynı özellikleri göstermiyor. Kiminde karamsarlık ve umutsuzluk, kimindeyse genel bir ilgisizlik ve yaşamdan zevk alamama ön plana geçiyor. Bazıları uykusuzluk ve iştahsızlıktan yakınırken, bazen tam tersine aşırı bir uyku ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı görülüyor.
Ancak, şu ya da bu biçimde, depresyon toplumda en sık rastlanan ruhsal bozukluk. Her on erkekten birisi ve her beş kadından birisi yaşamı boyunca bir kez depresyon geçiriyor. Bu yüksek oranlar nedeniyle, depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak biliniyor.
Depresyon her yaşta görülebiliyor. Kadınlarda en sık otuz beş-kırk beş yaşları arasında, erkeklerde ise kırk beş-altmış beş yaşları arasında ortaya çıkıyor. Depresyon riskinin en düşük olduğu grup evli erkekler. İkinci sırada evli kadınlar geliyor. Bir başka deyişle, evlilik depresyona karşı koruyucu bir rol oynuyor. En riskli grup ise ayrılmış ya da boşanmış kadınlar.
İstatistiklerdeki en çarpıcı sonuçsa, kuşkusuz, depresyon oranlarının yıllar içinde gösterdiği büyük artış. Son yirmi beş yılda toplumda depresyon görülme sıklığının on ile yirmi kat arasında arttığı bildiriliyor. Depresyon özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle, bazı araştırmacılar, dünyanın melankoli çağına girmekte olduğunu ileri sürüyorlar.

Depresyon ve intihar
Depresyonun en dramatik sonuçlarından birisi intihar. Depresyon geçiren kişilerin yüzde on beşi yaşamlarını intiharla noktalıyorlar. Bu oran genel toplum ortalamasının yaklaşık otuz katı. Dolayısıyla, depresyonda intihar girişimlerine yönelik önlemler yaşamsal bir önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde bu amaçla kurulmuş intihar önleme merkezleri var. Söz konusu merkezler ülkemizde de bazı büyük kentlerde kurulma aşamasında. Alınan diğer önlemler arasında, basındaki intiharı kışkırtıcı yayınların denetlenmesi, büyük köprüler gibi intihar için sık tercih edilen yerlerde önlem alınması, ateşli silah bulundurulması konusunda bazı kısıtlamaların uygulanması sayılabilir.
Depresyonun nedenleri
Kişiyi depresyona sürükleyen nedir? Neden, yaşam insanın gözüne çekilmez bir yük gibi görünmeye başlar? Çoğu zaman, kişinin başından bazı olumsuz olaylar geçmiştir. Bir yakınının ölümü, ağır bir hastalık, evlilikle ilgili sorunlar, ayrılık, işsizlik gibi birçok neden saptanabilir. Ancak bunların varlığı soruyu tam olarak yanıtlamıyor. Çünkü, birçok kişi bu tür sorunlarla karşılaşırken, yalnızca bazıları depresyon geçiriyor? Dolayısıyla, bazı kişilerde depresyona bir yatkınlık söz konusu.
Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Yapılan araştırmalar, depresyon geçiren kişilerin akrabalarında da depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor.
Öte yandan, depresyona yatkın kişilerde bazı kişilik özellikleri dikkat çekiyor. Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye çalışıyorlar. Bunlar genellikle aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu yüksek kişiler. Sürekli mükemmeli arıyor, ulaştıkları başarıları yetersiz görüyorlar. Onurlarına fazla düşkünler. Öfkelerini genellikle belli etmiyor, sıkıntılarını içlerine atıyorlar.
Ayrıca, depresyon ilaçlara ya da bedensel hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Tansiyon ilaçları, tüberküloz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve steroidler söz konusu ilaçlar arasında sayılabilir. Beyin kanamaları ve beyindeki damar tıkanıklıklarından sonra da sıklıkla depresyon ortaya çıkıyor. Depresyona yol açabilen diğer hastalıklar kanser, şeker hastalığı, kalp hastalıkları, ağır kansızlık ve tiroid bezi hastalıkları. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda da depresyon sık görülüyor.
Cinsiyete özgü farklar
Yapılan araştırmalar kadınların depresyon konusunda erkeklere göre daha açık sözlü olduklarını gösteriyor. Kadınlar genellikle duygularını kolay açığa vuruyor, yaşadıkları sıkıntıyı dile getirip yardım talebinde bulunuyorlar. Erkeklerse, 'erkek adam ağlamaz' deyişini haklı çıkaracak şekilde davranıyor, depresif duygularını ve umutsuzluklarını gizlemeye, güçlü erkek imajından taviz vermemeye çalışıyorlar.
Beyinde neler oluyor
Depresyon, hangi nedene bağlı olursa olsun bir beyin hastalığı. Depresyon geçirmekte olan kişiler üzerinde yapılan incelemeler, bu kişilerin beyinlerinde depresyon sırasında bazı değişiklikler olduğunu gösteriyor. En sık rastlanan bulgu, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kavşaklardaki tıkanıklık. Geçişten sorumlu maddelerin üretimindeki ya da karşı tarafa iletilmesindeki bir bozukluğun depresyona yol açabileceği ileri sürülüyor.
Tedavi
Depresyon ilaç tedavisine iyi yanıt veren bir bozukluk. Hastaların büyük bölümünde iki üç hafta içinde belirgin bir iyileşme görülüyor. Eğer uygun dozda ve yeterli süre ilaç kullanımına rağmen istenen düzelme sağlanamazsa bazı ek ilaçlar ve son çare olarak da elektroşok tedavisi deneniyor.
Psikoterapi, daha çok hafif depresyonlarda tercih edilen bir yöntem. Hastalığın şiddetli döneminde genellikle pek yarar sağlamıyor. Ancak, ilaçlarla belirli bir yatışma sağlandıktan sonra tedaviye eklenmesi, kişinin kendisini ve depresyona zemin hazırlayan kişilik özelliklerini daha iyi tanıması yönünden önem taşıyor.
MANİ: DEPRESYONUN NEGATİFİ
Mani, insanı karamsarlığın derinliklerine sürükleyen depresyonun bir negatifi. Bir aşırı neşe ya da taşkınlık hali. Maniye giren kişinin ruhu bir ırmak gibi gürültüyle akmaya başlıyor. Bu güçlü ve engel tanımaz akış kişiye akıl almaz şeyler yaptırıyor. Örneğin, orta yaşlı mazbut bir kadının aşırı makyaj yapıp, göz alıcı ve seksi giysilerle ortalıkta dolaşmasına, olur olmaz yerlerde kahkahalar atıp, açık saçık fıkralar anlatmasına yol açabiliyor. Ya da ölçülü ve saygılı tavırlarıyla bilinen bir memur, böyle bir nöbet sırasında, müdürün odasına girip, ona hayat hakkında tumturaklı bir nutuk çekebiliyor.
İçini kaplayan taşkın duygular, kişiyi boyuna konuşmaya ve hareket etmeye zorluyor. Bir kaç saatlik uyku kendini dinlenmiş hissetmesine yettiği için günlük uyku süresi azalıyor. Hesapsız harcamalar, iş yatırımları ve tehlikeli bir şekilde araba kullanma manide sık görülen diğer sorunlar.
Maniye giren kişi, genellikle bir aşırı güven duygusu içinde yüzüyor. Bu güven duygusu kimi zaman onu, psikozun gerçek dışı dünyasına kadar götürüyor. Kendini ülkenin tüm sorunlarını çözecek bir politik lider ya da bir peygamber olarak görebiliyor. Nutuklar atıyor, vaazlar veriyor, hatta Tanrının onu görevlendirdiğini belirten sesler duymaya, çevrede bazı kutsal işaretler görmeye başlıyor.
Maninin sonu depresyon
'Çok gülen çok ağlarmış' atasözünü doğrulayacak şekilde, manik atak geçiren kişilerin neredeyse tamamı daha sonra bir depresyon geçiriyor. Bu nedenle, mani ayrı bir hastalık olarak görülmüyor. Mani ve depresyon aynı ruhsal bozukluğun iki farklı evresi olarak kabul ediliyor. Sanki, duyguları düzenleyen zemberek bozulmuş gibi, kişi aşırı uçlara savrulup duruyor. Neşe ve taşkınlığın doruklarına tırmanıyor, sonra karamsarlığın derinliklerinde kayboluyor. Arada, normal dönemler olsa da, sarkaç bu şekilde maniyle depresyon arasında sallanıp duruyor.
Maniye kim daha yatkın?
Mani ve depresyon evrelerinden oluşan ruhsal bozukluk 'İki Kutuplu Duygu Bozukluğu' olarak adlandırılıyor. Bu bozukluk, yalnızca depresyon dönemlerinin görüldüğü 'Tek Kutuplu duygu Bozukluğu'ndan birçok yönden farklılıklar gösteriyor. Bir kere toplumdaki yaygınlığı depresyona göre oldukça düşük; yüzde bir dolayında. Daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Kalıtımın rolü bu bozuklukta daha belirgin. Birinci derece akrabalarda bu hastalığı geçiren birisi varsa, kişinin hastalanma olasılığı toplum ortalamasının altı katına yükseliyor.
Tedavi ve korunma:
Mani tedavisinde etkinliği gösterilmiş çok sayıda ilaç var. Ayrıca, kişiyi iyileştikten sonra yeniden hastalanmaktan korumak için kullanılan ilaçlar da oldukça etkili. Ancak, yıllarca koruyucu ilaç kullanma zorunluluğu genellikle hastalar için sorun oluyor. Birçok hasta bu nedenle bir süre sonra ilacı bırakıp yeniden hastalanıyor.
Depresyonun Mantığı
Depresyondaki olumsuz düşünceler, hatalı ve tek yanlı işleyen bir mantık sisteminin ürünü. Bu mantık sisteminin bir tarafından ne verirseniz verin, diğer taraftan mutlaka karamsar ve umut kırıcı yorumlar çıkıyor. Umuda çıkan tüm yollar özenle kapatılmış. Söz konusu sistem altı temel mantık hatasına dayanıyor.
1. Keyfi çıkarsamalar: Yeterince kanıt olmamasına karşın, yaşanan olaylar ve içinde bulunulan koşullar hakkında olumsuz sonuçlar çıkarılır. Örneğin, sınava hazırlanmakta olan bir kişi, ortada bir neden yokken, başarılı olamayacağı kararına varabilir. Ya da, depresyona giren bir işadamı, iflasının kaçınılmaz olduğu inancına saplanabilir.
2. Seçici odaklanma: İçinde bulunulan durum ya da yaşanan deneyimlerin kötü yanları üzerinde odaklanılır. Dolayısıyla, gün boyunca birçok olumlu ve olumsuz olaylarla karşılaşan kişi, akşam olduğunda yalnızca yaşadığı olumsuzlukları anımsar ve berbat bir gün geçirdiği kararına varır.
3. Kişiselleştirme: Kişi, kendisiyle ilgili olmayan ya da çok az ilgili olan olayları üzerine alınır. Örneğin, yolda karşılaştığı ve muhtemelen onu görmemiş olan bir arkadaşının selam vermemesini, 'Mutlaka onu kıracak bir şeyler yapmış olmalıyım' biçiminde yorumlayabilir.
4. Aşırı genelleme: Tek bir olaydan genel sonuçlar çıkarılır. Kişi, otobüs zamanında gelmediği için, hiç bir işinin yolunda gitmediği yargısına varabilir. Ya da arkadaşı zamanında telefon etmediği için, artık hiç kimsenin onunla ilgilenmek istemediği sonucunu çıkarabilir.
5. Ya hep ya hiç biçiminde düşünme: Her türlü olay 'ya hep ya hiç' kuralına göre değerlendirilir. Mükemmel olmayan her şeyin berbat olduğu yargısına varılır. Kişi, yalnızca siyah beyazdan oluşan, diğer tonları olmayan bir yargılama sistemine sahiptir.
6. Küçümseme veya büyütme: Kişi başarılı olduğu işleri küçümserken, hatalarını abartır.

 
Sayfa 3 / 5

Bu Site [Shevko] Tarafından Yapılmıştır.